Kaybolan Geleneksel El Sanatlarımız ve Mesleklerimiz

Günümüze gelene kadar kimbilir kaç tane geleneksel el sanatımız ve meslek grubumuz kayboldu… Veya eski geleneksel mesleklerden kaçını biliyoruz ?

Basmacı
Basma en yaygın kullanılan kumaştı; dar gelirli, hatta orta halli ailelerin kadın ve kızları basma giyerlerdi Ayrıca amele, ırgat, yanaşma ve uşak boyundan erkeklerin mintanları da basmadandı Seyyar basmacılar yelken bezinden büyükçe bir bohça, elde demir arşın sokak sokak dolaşırlardı Basma satan bohçacı kadınlar günümüze kadar ulaştı

Celep
Kentlere koyun ve sığır getirip satan esnafa celep denirdi Celeplik büyük sermaye işiydi Sürüler çobanlar tarafından uzak mesafelerden kente yaya getirilir; sürü yolda kısmen telef olurdu İstanbul’un et ihtiyacı önceleri Balkanlardan, sonraları Erzurum yaylasından karşılanmıştı Sürüler İstanbul’a büyük ölçüde Trabzon üzerinden sevk edilirdi

Nalbur
Dünün hırdavatçıları nalburlardı Çivi, kilit, menteşe vb inşaat işlerinde kullanılan temel girdilerin satışı, pazar ekonomisinin gelişimiyle daha da önem kazandı Nalburlar, kent ve kasaba ekonomilerinin ayrılmaz parçasıydı Çoğu nalbur eşyası yurtdışından gelirdi

Nalbant
Taşıma ve ulaşım sektöründe kullanılan hayvanların nallanması, hayvan tırnakları altına demir parçası yani nal ya da nalça çakılması, nalbantlığı yaygın bir hale getirmişti Günümüzde otomobil lastiği ne ise nal da dünün Osmanlısında aynı işlevi görüyordu Nalbantlar genellikle ulaşım güzergahlarında yer edinirdi

Mestçi
Kundura ya da pabucun içine giyilen yumuşak ayakkabıya mest denirdi Değişik türleri vardı Devenin ayak derisinden yapılanına deve mesti, yandan kopçalısına serhatlı mest denirdi İç mekanların temiz tutulması, mest giymeyi gerektiriyordu Mestçi esnafı ayak ölçüsüne göre çalışırdı

Sayacı
Saya, ayakkabının yumuşak olan üst bölümü yani yüzüydü Eskiden halk dilinde, evlerin giriş kısmında ayakkabıların çıkarıldığı veya konduğu ufak bölüme de saya denirdi Zamanla ayakkabı anlamında kullanılmaya başlandı Sayacı, dünün ayakkabıcısıydı Yaygın bir zanaattı Geniş bir müşteri kitlesine hitap ederdi

Rençber
Rençber, ilk evrelerde çiftçi anlamına geliyordu Ancak kentleşmeyle birlikte bugün ırgat diye nitelenebilecek birçok işi üstlendi Tarla, bahçe, yapı vb yerlerde kazma, taş ve toprak taşıma gibi işleri yapan gündelikçi, amele ve ırgat, o günlerin rençberleriydi

Sepetçi
Plastikten önce su geçirmez kaplar topraktan ya da bakırdan yapılır, diğerleri saz, kamış ya da ince dallardan örülürdü Genellikle sapı olan, yiyecek ve eşya taşımak için kullanılan bu tür kapları sepetçi örerdi Sepet hamalı, genellikle pazar yapanların sebze-mevyesini sırtındaki sepetle eve taşırdı Sepet kimi zaman bavul yerine de kullanılırdı

Urgancı
Keten, kenevir, pamuk gibi dokuma maddelerinden yapılan ince halatlara urgan denirdi Gerek ev ekonomisinde gerekse zanaatta urgan yaygın olarak kullanılırdı Urgancı örme işini bizzat yapar ve malını tüketiciye ulaştırırdı Genellikle sabit dükkanları bulunurdu Seyyar urgancı nadir görülürdü

Bacacı
İstanbul’da yangınların büyük çoğunluğu, temizlenmesi ihmal edilmiş bacalardaki kurumların tutuşmasıyla çıkıyordu Özellikle ahşap binaların yoğun olduğu kent dokularında, baca temizliği büyük önem taşıyordu Kış öncesi bacacılara büyük iş düşüyordu Fırın bacalarının da her ay temizlenmesi öngörülmüştü

Bileyci
Bıçak ve emsali şeyleri çarka tutup bileyen esnaf genellikle seyyardı Demirden yapılmış ev aletleri görece değerli eşyalardı İstanbul’daki bileyci esnafının büyük çoğunluğu, Karadenizli bekar uşağı ya da Buharalı idi Bileycinin mahalleye gelişi kısa sürede duyulur, ev sekenesi, her türlü kesici ya da yarıcı aleti sık aralıklarla bileyletirdi

Erikçi
Osmanlı çoğu kez kendi bağ, bahçe ve bostanındaki meyveyi tüketiyordu Ancak kentleşme kimi meyvelerin pazara çıkmasına neden oldu Meyve genellikle mahallelerde haftanın belirli günlerinde kurulan pazarlarda müşteri bulurdu Sokak satıcıları özellikle turfanda meyve satarlardı Seyyar erikçinin pazarladığı turfanda erik, yazın yaklaştığını müjdelerdi

Sarımsakçı
Osmanlı mutfak kültüründe sarımsağın ayrı bir yeri vardı Keskin kokusuna rağmen besin değerinin yüksek oluşu ve kimi kokuları bastırması nedeniyle birçok yemek sarımsaklanmadan yenmezdi Seyyar satıcıların bu konuda ihtisaslaşmaları, talebin yüksekliğini kanıtlıyordu

Hallaç
Hallaç bugünkü döşemecilerin bir anlamda dününü simgeliyordu Osmanlı hanesinde kullanılan yatak, yorgan, döşek gibi ev eşyasında dolgu malzemesi olarak pamuk ya da yün kullanılırdı Zamanla sertleşen bu dolguyu hallaç, kiriş ve tokmağıyla kabartırdı Hallaçların hemen hepsi Karadeniz yalısı uşaklarıydı

Bezzaz
Bugünkü manifaturacıların karşılığı olarak, bez ve kumaş satan esnafa bezzaz, çarşılarına Bezzazistan denirdi Halk ağzında zamanla “bedestan” ya da “bedesten”e dönüşmüştü Kıymetli kumaş satanlara “üstüfeci”, “dibacı”, “kadifeci”, “atlasçı” denirdi Bez ticareti, 19 yüzyılda büyük ölçüde İngiliz üreticilerin eline geçti

Zerzevatçı
Zerzevat sebze anlamına geliyordu Zerzevatçı ise bugünün maydanoz, dereotu, salata, hıyar, turp ve marul gibi sebzelerde uzmanlaşmış manavıydı Kent dokularının bir parçası olan bostanlar, Osmanlı insanının sebze ihtiyacını karşılardı Zamanla halden, civar ve semt bahçe ya da bostanlarından, pazar yerlerinden tedarik edilir oldu

Çömlekçi
Topraktan yapılmış çanak, çömlek, testi, sürahi, bardak, kase, küp ve saksı gibi eşyalar satan esnafa çömlekçi denirdi Orta ve üst gelir grupları, kalaylanmış bakır kap kullanırdı Eskiden Bayezid Meydanı’nda bir sıra çömlekçi dükkanı vardı Toprak kapların yerini zamanla bakır ve benzeri maden kaplar aldı Ama çömlek özellikle kırsal yörelerde günümüzde de hâlâ kullanılıyor

Değirmenci
Değirmenci aslında un öğüten esnafa denirdi Görece büyük girişimci sayılırdı Kahve değirmeni, günlük hayatın ayrılmaz bir parçasıydı Keyif maddesi olarak kahve, çaydan çok daha önce Osmanlı’nın yaşamına girmişti Kahve değirmeni satan esnaf da değirmenci olarak biliniyordu


Bir Cevap Yazın