Gümüş İşlemeciliği

gumuGümüş işlemeciliği en eski sanatlardan biri olarak günümüzdeki teknolojik ilerlemelere karşı durarak sanat özgürlüğünü korumayı başarmıştır. Parlak gri-beyaz yarısay metal olan gümüşün “ilk kez İÖ 4000 yıllarında kullanıldığı belirlenmiştir.” (Temel Britannica, 1982) Uzun süre toprağın altında kalan gümüş eşyalar, altın eşyaların tersine toprakta bulunan asitten etkilenerek kolaylıkla bozulmaya uğrayabildiği için eski gümüş objelere altın objeler kadar sık rastlanmamıştır. Ancak; eski çağlardan kalma bazı gümüş alaşımlı örnekler günümüze kadar ulaşabilmiştir. Günümüze kadar ulaşabilen ilk örnek gümüş obje olan yüzüktür. Beycesultan’da (Denizli) bulunan yüzük Bakır Çağı’ndan (Kalkolitik) günümüze gelen nadir örnektir. Eski Yunanistan ve İtalya’da gümüş ve altın madeni kullanılarak süs eşyaları ve vazolar üretilmiştir.

 Türkler Orta Asya’da yaşadıkları dönemlerde çeşitli madenlerden yararlandılar. Altay ve Tanrı dağları ile Orhun bölgesinde yapılan kazılardan edinilen bulgular arasında kulpsuz gümüş maşrapalardan da, anlıyoruz ki Türkler bu dönemde gümüşü işlemeyi başarmış ve gümüşten ihtiyaç duyulan objeler oluşturmuşlardır.

 XI. yy. ve özellikle XII ve XIII. yüzyılda altın ve gümüş çeşitli eşyaların yapıldığı bir çok yazılı kaynaktan belirtilmiştir. Bu dönemden kalan gümüş kalıntılarına ait örneklerin, eritilerek para basımında kullanıldığı sanılmaktadır. Böylece Anadolu Selçuklular’dan Osmanlı İmparatorluğu’na zengin bir metal işçiliği miras kaldığı söylenebilir. İstanbul XVI ve XVII. yüzyılda gümüş işlemeciliğinin merkezi olmuş ve XIX. yüzyıla kadar bu konumunu sürdürmüştür. Ayrıca; Konya, Sivas, Mardin, Urfa, Trabzon ve Diyarbakır ustalarıyla ünü merkezler olarak anılmıştır.

Kafkasya ve doğu bölgelerinde savatlama denilen gümüş tekniği ün kazanmış, Osmanlılarda kakma ve savatlama teknikleri yerine gümüşten yapılmış sahanlar, kupalar, buhurdanlar, fincan rafları, bilezik, kolye, küpe ve tepelikler yaygın olarak üretilmiştir.

 Anadolu ve İstanbul’da en yaygın gümüş ürünlerinden biri de kadınların süs eşyası olan bel kemerleridir. Genellikle bu kemerler telkari tekniğiyle üretilmiştir.

 Kuyumculukta kullanılan gümüş saf gümüş değildir. Kuyumda işlemeyi kolaylaştıran 800-925 kalite gümüşler kullanılır. Özellikle gümüş bir miktar bakır ile karıştırılarak işlenmeye el verişli hale getirilir.

 Madeni eserlerde, gümüş işçiliğinde döğme, döküm, torna çekme ve madeni parçaları birleştirme teknikleri kullanılır. Ayrıca; gümüşcülükle uygulanan süsleme teknikleri ise; çalma ve kazıma, kabartma, kalıpla kabartma, delik işi (ajur), telkari (filigre) ve gronüle, kakma, savatlama, değerli taş, renkli cam ve mine ile süslemeler gümüş kaplama ve yaldızdırlamadır.

 Gümüş ve altın tellerini istenen şekle göre kesip kıvırarak birbirine lehimlemek suretiyle oluşturulan motiflerle yapılan özgün süslü işlemeye telkari işi denilmektedir. Telkarinin birkaç türü vardır. Bunlar hasır (trabzan işi), kakma, kafes yaygın telkari tekniğidir.

 Arkeolojik kazılardan elde edilen bulgulara göre; telkari tekniğinin MÖ 3000 yılından beri Mezopotamya’da MÖ 2500′den beri ise Anadolu’da kullanıldığı bir çok kaynakta geçmektedir.

Telkarinin asıl merkezinin Musul olduğu bu sanatın Musul’dan Anadolu’ya geçtiğini yazılı kaynaklardan öğreniyoruz. XV. yüzyıldan beri Türkler tarafından gümüş işçiliğinin yapıldığı özellikle Güneydoğu Anadolu’da daha çok Mardin Süryani toplumunda geliştiğini söylebiliriz. (Arlı, 1989)

İnsanların süslenme gereksinmelerinden biri de en ilkel şeklinden en gelişmişine kadar olan takıları takmak, takıştırmak, yakıştırmak ve güzel görünüme takının aracı olmasını sağlamak olmuştur. Bu tutku farklı kavramları oluşumunu da ortaya çıkarmıştır. Önceleri insanlar çevrelerinde ne bulmuşlarsa takmışlar, kemikler, ağaçlar, dişler, deniz kabukları vb. ancak madenleri eritme ve alaşım yaparak işlemeyi öğrendikten sonra insanlar madeni süs takılarına yönelmişlerdir. (Develioğlu, 2002) Osmanlı döneminde özellikle II. Murat’tan itibaren altın, gümüş ve madeni eşya üretimi artmış ve ü. Mehmet’ten sonra Balkanlar’daki bazı madenlerin çeşitlilik sağlamasıyla İstanbul ve Trabzon kentleri kuyum sanatında merkezi konuma gelmişlerdir.

 Kırım Yarımadası el sanatlarında da gümüş işlemeciliğinin önemi büyüktür. Kırımlı sanatçılar üretimlerinde bir çok teknik kullandılar. Çok çeşitli metal işleri özellikle Kırım Tatarları mücevherlerinde telkari tekniğini üst düzeyde kullanmayı basarlardır. Bu teknikle yüzük, küpe, kemer, bilezik, küçük kutular, nazarlıklar vb. süs ve ziynet eşyaları oluşturdular. Bu tekniği işlerken en popüler materyalin gümüş olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca; bazı mücevherlerde mercan ve inci ile yapılan süslemelerde gümüş yaygın biçimde kullanılmıştır. Metal işi süsleme ve mücevher eşyaları çok zengin ve kaliteli olarak üretilmiştir. Dekoratif eşyalardaki temel örnekler, geometrik figürler, bir çok süs eşyası tabaklarda gül, Kıbrıs, ağaçlar vb. tepsilerde, çatal, sürahi, süvari kılıcı vb. objeler figür olarak bezenmiştir.

Kırım Tatarlarının süslemelerinde koç, tavus kuşu, horoz bazılarında ise insanların stilize tasarımlan yer alır. (Nimetullah, 2002) Kemerlerin tokaları en çok ilgiyi toplayacak şekilde tasarlanmıştır. Tepeliklerde gümüş, altın ve başka madenler de gümüşle birlikte kullanılmıştır. Kırım tepelikleri kadın başı süslemesi de önemli yer oluşturmaktadır.

Kırım Yarımadasında uzun yıllar sürdürülen telkari gümüş işlemeciliği teknik, motif, kompozisyon açısından Ankara Beypazarı ilçesinde yapılan örneklerle benzerlik gösterir.


Bir Cevap Yazın