Tezhib sanatının kaynağı, Türklerin orta Asya’da tarih sahnesine çıktıkları devirlere kadar uzanır.
Amerikalı arkeolog Raphael Pumpelly’nin 1908′de Orta Asya’da, Hubert Schimt’in 1904′de ön Asya’da Aşkabat civarındaki Anav şehrinde yaptığı arkeolojik kazılar, Orta Asya medeniyetinin, Pumpelly’e göre milattan 9000 yıl, Schimdt’e göre ise milattan 4500 yıl öncesine kadar uzandığını ortaya koymuştur. Çanak, çömlek gibi ele geçen eşyalarda rastlanan şekil ve motif örnekleri, Türklerde plastik sanat başlangıcının, bu tarihler arasında olduğunu göstermektedir. Bu yüzyıllarda geometrik ve hayvanlardan meydana gelmiş süsleme hatlarına rastlanmaktadır.
M.Ö. I. binin yarılarında ise, Büyük Hun devletini kuracak olan kabilelerin yavaş yavaş kendilerini göstermeye başladıkları gerek Çin kaynaklarından ve gerekse buluntulardan anlaşılmaktadır. Güney Rusya ile Çin arasında “hayvan üslubu” adı ile adlandırılan ve bu sahada müşterek bir hususiyet gösteren sanatın olgunlaşma çağları bu devirden itibaren başlar. Bu dönem sanatçıları yırtıcı hayvanların geyik, antilop, keçi, koyun, inek nadiren deve gibi çift tırnaklı hayvanlara saldırma sahnelerine hiçbir yerde görülmemiş bir tarzda rağbet göstermişler, bıkmadan aynı temaları tekrarlamışlardır. Rostovzeff’in ilk defa adlandırdığı “hayvan üslubu” bu suretle meydana çıkmış, Altaylar’da Hunlar arasında, güney Rusya’da ve Kafkasya’da yaygınlaşmıştır.
Büyük Hun devletinin kültürü dendiği zaman M.Ö. III. asrın sonlarından başlayıp, M.S. III. asrın sonlarına kadar devam eden beş asırlık bir kültür ve anane haline gelir. Hun devletinin siyasi birliği bir yandan Orta Asya’daki kültür birliğini sağlarken, diğer taraftan dış temaslar neticesindeki etkileri kendi bünyesine almaktaydı. Bilhassa batı Türkistan’dan gelen türlü motifler ve Çin kültür sahasına ait cennet kuşu vs. gibi manevi anlamı olan temler, at koşumlarında ve keçelerde yer almaya başlamıştı. Bunun yanında, Orta Asya’nın çok eski kültürlerine ait hayvan mücadelelerine ait sahneler, eski karakterlerini kaybetmeyerek devam etmekte ve hatta bu iki unsur kaynaşmış olarak görülmekte idi.
Devamı »