Saray nakkaşhanesinde yaratılan ve tüm Osmanlı sanatında egemen olan üslup birliği, 15. yüzyıldan itibaren gümüş eserler üzerinde de görülmektedir.
Tarihi kaynaklardan Osmanlı sarayında altın ve gümüşten yapılmış kapların kullanıldığını öğrenmekteyiz. Bertrondon de la Brocquière, 1433 yılında Edirne Sarayı’nda II.Murad’a altın yaldızlı tepsilerde yemek sunulduğunu, kadehinin ise gümüş olduğunu belirtmektedir. İtalyan tüccar Iacopo de Promontorio ise Fatih Sultan Mehmed devrinde saraydaki maden hiyerarşisine değinerek, padişah ve kazaskerin altın, vezirlerin gümüş, askerlerin ise değersiz metal (bakır?) kaplarda yemek yediklerini yazmaktaydı…
Devamı »
Gümüş işlemeciliği en eski sanatlardan biri olarak günümüzdeki teknolojik ilerlemelere karşı durarak sanat özgürlüğünü korumayı başarmıştır. Parlak gri-beyaz yarısay metal olan gümüşün “ilk kez İÖ 4000 yıllarında kullanıldığı belirlenmiştir.” (Temel Britannica, 1982) Uzun süre toprağın altında kalan gümüş eşyalar, altın eşyaların tersine toprakta bulunan asitten etkilenerek kolaylıkla bozulmaya uğrayabildiği için eski gümüş objelere altın objeler kadar sık rastlanmamıştır. Ancak; eski çağlardan kalma bazı gümüş alaşımlı örnekler günümüze kadar ulaşabilmiştir. Günümüze kadar ulaşabilen ilk örnek gümüş obje olan yüzüktür. Beycesultan’da (Denizli) bulunan yüzük Bakır Çağı’ndan (Kalkolitik) günümüze gelen nadir örnektir. Eski Yunanistan ve İtalya’da gümüş ve altın madeni kullanılarak süs eşyaları ve vazolar üretilmiştir.
Türkler Orta Asya’da yaşadıkları dönemlerde çeşitli madenlerden yararlandılar. Altay ve Tanrı dağları ile Orhun bölgesinde yapılan kazılardan edinilen bulgular arasında kulpsuz gümüş maşrapalardan da, anlıyoruz ki Türkler bu dönemde gümüşü işlemeyi başarmış ve gümüşten ihtiyaç duyulan objeler oluşturmuşlardır.